Türkiye'ye Özgü
İnsan Kaynakları
Modeli
Prof.Dr. Türker Baş
Loading Tweet...
Linkedin’de profesyonel ağım dışındaki kişilerin de bana mesaj göndermelerine imkan veren OpenLink Network özelliğini kullanıyorum. Bundan temel amacım;
Ağımda olmayan kişilerin profesyonel taleplerine cevap verebilmek,
Ağıma katılmak isteyenlerin gerekçelerini ayrıntılı olarak açıklamalarına imkan sağlamak.
Ancak son zamanlarda Farmville uygulamalarından, Facebook sayfa önerilerine, ürün tanıtımlarına kadar çok sayıda mesaj alıyorum. Bu tür mesajların sayısı o kadar arttı ki OpenLink’i kapatmayı ciddi ciddi düşünmeye başladım.

Evet, Linkedin’in Türkiye’deki kullanıcı sayısı gün geçtikçe artıyor. Fakat yeni katılımcılar Linkedin’in bir eğlence ve sosyal paylaşım platformu olmadığının farkındalar mı? Yoksa Linkedin’i Facebook benzeri bir platform olarak mı görüyorlar?
Peki, Linkedin’deki Türk şirketlerinin sayfaları, Linkedin üzerinden sundukları iş fırsatları, şirketlerin tartışma grupları, gerçekleştirdikleri profesyonel paylaşımlar yeni katılımcılara Linkedin’in farkını hissettirecek düzeyde mi?
Sorun Türk şirketlerinin sosyal ağlara uzak durmaları mı? Pek sanmıyorum.
Çünkü pek çok şirketin pazarlama departmanı, Facebook’u ürün tanıtımı, kurumsal marka oluşturma gibi amaçlar için başarı ile kullanıyorlar. Düzenledikleri aktivite ve yarışmalarla yüzbinlerce
Bir özgeçmişte olmaması gereken şeyleri sıraladıktan sonra oldukça fazla görüş aldım. Tüm görüşler benim için çok değerli. İşin doğrusu bloguma yazdığım tüm yazıları o konudaki yapılacak tartışmalar için bir başlangıç noktası olarak görüyorum. Bunun için “Özgeçmişinizde Olmaması Gereken 8 Şey” yazımı güncelledim. Şeylerden 1 tanesini de seçemeli hale getirdim.
1. Çok fazla bilgi Sadelik bir özgeçmişte temel prensip olmalı. Burada “Need to know”, “Nice to know” arasındaki ayrımı yapabilmek çok önemli. En fazla karşılaşılan gereksiz detaylar:
a. Özel yaşantınız hakkında gereksiz detaylar Yaş, medeni durum, ailevi bilgiler, mülkiyet durumu gibi bilgiler özgeçmişte yer almamalı.
b. Ayrıntılı irtibat bilgileri Eylem Gürgenç Hanım’ın belirttiği gibi irtibat bilgilerinin mümkün olduğunca ayrıntılı olması ve cep telefonunun verilmesi işe alım uzmanının işini kolaylaştırabilir. Fakat ben özgeçmişte cep telefonu gibi ayrıntılı irtibat bilgisi ve fazla detay verilmesini teslimiyetçi bir tutum olarak görüyorum. Bence aday başvurduğu şirkete herşeyi değil, sadece başvurduğu pozisyona yeterliliği gösteren bilgileri vermeli. İşe alım uzmanı zaten ilgi duyuyorlarsa size e-posta adresinden ulaşabilir.
Ayrıca daha yalın ve etkileyici CV’ler oluşturmak için infografik yaklaşımlardan yararlanılabilir (Burak Yaman Bey’in katkısı). İnfografik CV’ler özellikle yaratıcılık gerektiren pozisyonlara yapılan başvurularda farklılaşma yaratarak size avantaj sağlayabilir.

2. Hedeflediğiniz kariyer ile doğrudan ilgisi olmayan tecrübeler Çok farklı alanlarda çalışmış, ilginç işler yapmış olabilirsiniz. Eğer bu tecrübeler kariyer hedefine katkı sağlamıyorsa
Geçtiğimiz hafta başlattığım “Zerrin ile Kavga Eden Görüşmeci Siz Olsaydınız, İpek’e Karşı Tavrınız Nasıl Olurdu?” tartışmasına çok sayıda tecrübe dolu ve eylem içeren yorum aldım. Bu değerli yorumları daha fazla kişinin erişimine sunmak için bloğumda da yayınlamaya karar verdim. Ayrıca zaman sırası içinde yer alan yorumları elimden geldiğince bir mantık kurgusu içinde sunmaya çalıştım. Yorumların özellikle mesleğe yeni başlayan profesyoneller için yol gösterici niteliğe sahip olduğunu düşünüyorum.
Şimdi gelelim “Zerrin ile Kavga Eden Görüşmeci Siz Olsaydınız, İpek’e Karşı Tavrınız Nasıl Olurdu?” sorusuna verilen cevaplara:

Görüşmeye davet etmiş olduğum her adayı geç te gelse muhakkak
Saatlerce beklemekten yorgun düşmüştü İpek. Bugün yaşadığı sıkıntı ve stres sanki ömründe on yıl götürmüştü. O asil, havalı görüntüsünden eser kalmamıştı. Herkesi kendine hayran bırakan yeşil gözlerinin feri sönmüş gibiydi. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, şimdi de kalbi yerinden çıkacak gibi atmaya başlamıştı.
“Ne var?” dedi kendi kendine “Heyecanlanacak bir şey yok.”
Daha önce de pek çok iş görüşmesine gitmişti. Ancak bu seferki farklıydı, bu işi çok istiyordu. Bir de bugün aksilikler yakasını bırakmamıştı. Acaba heyecanı ondan mıydı? “Zerrin” diye iç geçirdi. “Sebep Zerrin”.
Niçin bahsetmişti ona bu işten? “Gevezeliğine doyma İpek!”. O da hiç boyuna posuna bakmadan ben de şansımı bir deneyeyim diyerek baş vurmuştu. Yabancı dil notu yüksekti yüksek olmasına ama tek kelime konuşamazdı, tecrübesizdi, hem erkek gibi kızdı Zerrin. Nasıl olacak da koskoca genel müdürün asistanlığı yapacaktı? Yakışmazdı bir kere. Aslında nasıl olmuştu da onu da çağırmışlardı görüşemeye? Yoksa özgeçmişleri hiç okumamışlar mıydı? “Yok yok olmaz öyle şey mutlaka okumuşlardır” diye söylenirken bir anda sabah yaşananlar gözünün önüne geldi ve siniri bir kat daha da arttı.
“Ah İpek, sen o erkek Fatma’nın lafı ile kıyafet değiştirecek kız mısın?” “Nasıl çıkardın o güzelim bluzu
“İşe alım sürecinde yapılan amatörlükler” ile ilgili yorumların önemli bir kısmı görüşmeciler hakkında. Görüşmeler sırasında yapılan hatalar adayları incitmenin yanı sıra görüşmeciyi ve temsil ettiği şirketi küçük duruma düşürüyor. Adayların işe alındığı durumlarda dahi bu ilk izlenim uzun süre (ya da sürekli) olumlu/olumsuz etkisini koruyor.

Bu açıdan görüşme sürecinin masaya öncelikle yatırılması gerektiğini düşünüyorum.
Ben görüşmecileri karar verme şekillerine göre ikiye ayırıyorum:
1) Sübjektif karar alıcılar
2) Objektif karar alıcılar
Bu ikisinin arası yok! Yani bir görüşmeci
Yeni İK’da açtığım “İşe Alım Sürecinde Yaşanan Amatörlükler” başlığı altındaki yorumları okurken aklıma bir anda eşimin “Yemek Tarifleri” geldi. “Şimdi ne ilgisi var?” diyebilirsiniz.
Lütfen yöneticilerin açık pozisyonlar için nasıl istek yaptıklarını gözünüzün önüne getirin: “Erkek”, “Yüksek Lisans”, “En az beş yıl pazarlama tecrübesi”… birkaç malzeme daha eklersek tarif tamam.
Bu yaklaşım, mutfakta her ne kadar iyi sonuç
Marka “vaat” demektir. Bir markanın değerini sunduğu vaat ve bu vaadi gerçekleştirme düzeyi belirler. Örneğin Mercedes müşterilerine prestij, BMW güç ve performans, Volvo güvenlik vaat eder. Bu vaat Volvo’yu satın alacak bir kişinin zihninde emniyetli araba, aile güvende, iyi baba algısını oluşturur.
Marka kurgusunda vaat çok önemlidir. Çünkü ürünü/hizmeti alan herkes öncelikle markanın sunduğu temel vaadi test eder. Eğer marka vaadini karşılayamazsa bir anda değersizleşir. Örneğin Volvo’nun güvenlik yerine güç ve performans vaat ettiğini düşünün. Volvo satın alan hiç kimse “Ya bu arabadan söylenen kadar güçlü değil ancak oldukça güvenli. İyi ki satın almışım” demez.
Çünkü bu kişiler;
(1) Güvenlik değil
Bu yazı KAYHAN AHISKALI tarafından kaleme alınmıştır. Konu ile ilgili diğer yorumlara ulaşmak için Linkedin Yeni İK grubunu ziyaret ediniz.
“Bu bakışın birçok makro ve mikro yorumu olabilir, şöyle ki bu bakışı bir ideoloji olarak da sorgulayabilirsiniz, sadece bir basit tespit olarak da.
Önce biraz tanım diyelim:
Kamu sektörünü bilemem ama özel sektörde özellikle sanayi sektöründe tarif olarak BY- MY ayrımı tamamen saat ücretli-maaşlı ayrımı için kullanılır. Çünkü ne BY personel “ben beyaz yakayım” diye konuşur ve böbürlenir ne de MY personel kahvede kendini “mavi yakalıyım” diye anlatır. MY kendini memur, yönetici,
Türkiye’deki şirketlerin büyük bir bölümünün ayrı bir kariyer sitesi yok. “İnsan en değerli varlığımız” söylemine karşılık son derece “sıradan” (hatta ana sayfadan ulaşılması oldukça güç) bir internet sayfası yeterli görülüyor. Bunun yanında nitelikli insan kaynağı temininde internetin önemini kavrayan bazı şirketler ayrı bir kariyer siteleri oluşturma yoluna gidiyor. Ancak bu sitelerde de ciddi eksiklikler söz konusu.
Türkiye’deki en iyi 5 şirket kariyer sitesini inceledim. Gözlemlediğim eksiklikler şu şekilde;

Bu yazı Dr. Gökhan Cansen tarafından kaleme alınmıştır. Konu ile ilgili diğer yorumlara ulaşmak için Linkedin Yeni İK grubunu ziyaret ediniz.
Önemli bir görüşme konusu daha… Ben akademik yorumları hocalara bırakıyorum. Benim aktardıklarım yaşayıp gördüklerimiz ve uyguladıklarımız…
(1) Artık her çalışan iyi ücret istiyor. Beyaz eşyaları, elektronik aletleri olan bir ev, bir araba, çocuklara iyi bir tahsil, yılda bir memlekette veya tatil yerinde bir haftalık bir dinlenme artık herkesin talebi durumunda. Kimse boğaz tokluğuna çalışmak istemiyor hatta düşük ücretle dahi. Diğer taraftan gelişen ve yaygınlaşan teknoloji,
Türkiye’deki şirketlerin büyük bir bölümünün ayrı bir kariyer sitesi olmadığını önceki yazımda belirtmiştim. Bugünkü yazım ise azınlık, yani kariyer sitesi olan şirketler hakkında.
Nitelikli insan kaynağı temininde internetin önemini kavrayan bazı şirketler ayrı bir kariyer sayfası oluşturma yoluna gidiyor. Ancak bu sitelerde de ciddi eksiklikler söz konusu. Dün Türkiye’deki en iyi 5 şirket kariyer sitesini inceledim. Gözlemlediğim
eksiklikler şu şekilde;
1. Türkiye’deki şirket kariyer sitelerindeki en bariz hata aktif iş arayan çalışanlar için tasarlanmış
Bu yazıda, bundan yaklaşık 10 yıl önce Kıymetli Hocam, Sayın Prof.Dr. İbrahim Kavrakoğlu’nun İnsan Kaynaklarına Bakış dersinde aldığım notları sizlerle paylaşacağım ( Ayrınıtlı bilgi için: www.kavrakoglu.com ).
Geçen 10 yıl içinde İnsan Kaynakları alanında; çalışan memnuniyeti, çalışan adanmışlığı, mobbing, diversity gibi pek çok konu gündeme gelmesine rağmen, Beyaz Yaka/Mavi Yaka ayrımının pek sorugulanmaması ilginç değil mi? Yorumu sizlere bırakıyorum.
Örnek Olay: “Örtü Kadar Değerin Yok”
“Büyük bir sanayi kuruluşu. Yemekhane ikiye bölünmüş durumda. Bir kısmında masa örtüleri var; diğerinde yok.
Beyaz yakalılar örtülü masalarda yemek yiyor. Mavi yakalılar çıplak formika masalarda…
Bu ayrımın gerekçesini anlayabilen biri gelsin!” Elbette çeşitli gerekçeler var:
- Mavi yakalılar bu inceliği anlamaz.
- Mavi yakalılar yerken örtüleri kirletirler.
- Üstleri başları kirlidir; örtüler de kirlenir. Vs, vs…
Sizin düşünceniz? Bizim düşüncemiz farklı:
“YENİ İK.com, başarılı İK departmanlarının yapıp da diğerlerinin yapamadıklarını sistematik bir şekilde tartışmaya açmak ve bu şekilde “Türkiye’ye Özgü Bir İnsan Kaynakları Modeli” geliştirmek amacıyla kurulmuştur.”
“Çalışanlar bir işletmenin en değerli varlığıdır”. Bu önermeye her zaman inandım. Belki tüm akademik yaşantım bu önerme üzerine yaptığım konuşmalarla geçti. Karşımdakileri zaman zaman ikna etmeyi başardım. Fakat çoğunlukla arzuladığım davranış değişikleri gerçekleşmedi. Gücü elinde bulunduran yönetici ve patronların eylemleri, söylemleri arasındaki uçurumu gördüğümde kendime hep “Nerede hata yapıyoruz?” diye sordum.
Hata belki “İnsan Kaynakları” kavramı ile birlikte başlıyor. İnsanı kaynak olarak gördüğümüzde, onun kullanılabilir, tüketilebilir olduğunu daha baştan kabul ediyoruz. Fakat bu paradigma geçerliliğini tümüyle yitirdi. Buna yürekten inanıyorum.
Çünkü Türkiye’deki işgücü maliyetleri uzakdoğulu rakiplerimizle karşılaştırılamayacak ölçüde yüksek. Örneğin Çin’de insanlar haftanın 7 günü, günde ortalma 12 saat boğaz tokluğuna çalışıyorlar. Kısacası rakiplerimizde insan “kaynağı” ucuz ve bizimki ile karşılaştırılamayacak ölçüde sınırısız. Bu nedenle
Yükleniyor posts...